Bu bir anlatım değildir.
Bu metin,
kadim sembollerle hayat arasındaki
sessiz bağı görünür kılar.
Açıklamaz.
Okur.
Zaman, Bilinç ve Sayının Doğuşu
Nümeroloji sayılarla değil, zamanın algılanmasıyla başladı.
Bilincin “önce” ve “sonra”yı ayırt ettiği anda nümeroloji zaten vardı.

İnsanlık sayıları icat etmeden önce,
zamanı fark etti.
Zaman, ölçü olarak değil;
ayrım olarak.
Bir şeyin olduğu ve olmadığı an arasındaki fark,
bilincin ilk eşiğidir.
Bu eşik geçildiğinde,
henüz matematik yoktur,
henüz dil yoktur,
henüz kavram yoktur.
Ama fark ediş vardır.
Ve fark ediş, bilincin kendisidir.
İlk “iki” bir sayı değildir
Kadim anlatılarda “iki”,
çoğu zaman yanlış anlaşılır.
İlk iki:
iki nesne değildir,
iki varlık değildir,
iki nicelik değildir.
İlk 2,
iki zaman aralığıdır.
Önce ve sonra.
Gece ve gündüz.
Doğum ve ölüm.
Olan ve olmayan.
Bu ayrım ortaya çıktığı anda,
bilinç artık pasif değildir.
Artık tanıklık eder.
Bu yüzden “iki”,
ayrım kadar ilişkiyi de taşır.
Çünkü ayrım fark edildiği anda,
iki hal birbirine bakar.
Sayı, nicelikten önce evredir
Bugün sayıları çoğunlukla ölçmek için kullanırız.
Ama bu, onların en geç işlevlerinden biridir.
En eski işlevleri:
evreyi işaret etmek,
dönüşümü takip etmek,
tekamülü anlamlandırmaktır.
Bu yüzden ilk dizilimler:
hesap değil, yaşantıdır.
Bir şey başlar.
Bir şey ayrılır.
Bir şey deneyimlenir.
Bir şey tutulur.
Bir şey çözülür.
Bir şey aşılır.
Bu dizilimler:
matematiksel değildir,
ama rastgele de değildir.
Onlar bilincin zamandaki hareketidir.
Nümeroloji burada başlar
Bu noktada nümeroloji:
kehanet değildir.
sembol oyunu değildir.
kutsal bir şifre değildir.
Nümeroloji:
Bilincin, zamanı evrelere ayırma biçimidir.
Bu yüzden:
yazıdan önce vardır,
matematikten önce vardır,
öğretiden önce vardır.
Ama isimlendirilmeden vardır.
Kadim toplumlar bu evreleri:
mitlerle
tanrılarla
ritüellerle
göksel döngülerle
anlatmışlardır.
Sayılar, bu anlatıların soyutlaşmış halidir.
Tekamül, doğrusal değil evreseldir
Modern zihin ilerlemeyi çizgi gibi düşünür.
Kadim bilinç ise döngü olarak algılar.
Nümerolojik dizilimler bu yüzden:
“ilerledikçe büyüyorsun” demez,
“her evrede başka bir bilinç deneyimliyorsun” der.
1 bir hedef değildir.
2 bir problem değildir.
3 bir sonuç değildir.
Bunlar:
bilinç halleri,
zaman deneyimleri,
varoluş duraklarıdır.
Bu yüzden nümeroloji,
bir karakter analizinden çok daha fazlasıdır.
O,
bilincin hangi evrede kendini deneyimlediğini gösterir.
Kadim olan bilgi değil, fark ediştir.
Burada önemli bir ayrım vardır:
Kadim olan:
sistemler değildir,
kitaplar değildir,
isimler değildir.
Kadim olan:
bilincin, zamanı ve dönüşümü fark etme anıdır.
Her çağ:
bu fark edişi
kendi diliyle
kendi sembolleriyle
kendi sayılarıyla
yeniden anlatır.
Bu yüzden nümeroloji:
tek bir kültüre ait değildir,
tek bir kaynaktan gelmez.
Ama her yerde aynı şeyi fısıldar.
Sonuç yerine;
Nümeroloji,
“kaç tane?” sorusuna değil,
“hangi evrede?” sorusuna cevap verir.
Bu yüzden onun kökeni:
Pisagor değildir.
Mezopotamya değildir.
Gizli bir kıta değildir.
Onun kökeni:
bilincin, zaman içinde kendini tanıma çabasıdır.
Ve bu çaba,
insanla birlikte doğmuştur.
.png)